Oğan: Kurultayı Genel Merkez düzenlemeli

MHP’de tüzük kurultayının yapılmasından sonra muhalif cephe artık hem Genel Merkez ile yarışıyor hem de kendi içinde. Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Genel Başkan adayı Sinan Oğan, Akşener cephesini eleştirdi. Kurultayda divan başkanlığı adaylığı sırasında dayatmacı ve tekçi zihniyetin ortaya çıktığını belirten Oğan’a göre kurultayı muhalifler değil Genel Merkez düzenlemeli.

Oğan: Kurultayı Genel Merkez düzenlemeli

MHP’de 19 Haziran kurultayının ardından Genel Merkez ve muhalifler arasındaki yarışta kartlar yeniden dağıtıldı. Hem Oktay Vural’ın istifası ile Genel Merkez cephesinde dengeler değişti hem de kurultayda net olarak ortaya çıkan görüş ayrılıkları nedeniyle Meral Akşener ve diğer adaylar arasındaki denge. Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Genel Başkan adaylarından Sinan Oğan, kurultayda yaşananları anlattı. “15 Mayıs’ta selden kütük kapma anlayışı ortaya çıktı” diye konuşan Oğan, Akşener cephesine tepkili. Oğan, özellikle Divan Başkanlığı seçim sürecinde Musavvat Dervişoğlu’nun adaylığını bir dayatma, tekçi zihniyetin ortaya çıkması olarak tanımladı. 10 Temmuz’da yapılacak kurultayı tüzük kurultayında oluşturulan heyetin değil Genel Merkez’in yapması gerektiğini de söyleyen Sinan Oğan, Oktay Vural’dan sonra MHP yönetiminde başka istifalar gelmesini de bekliyor.

Oğan'a sorduğumuz sorular ve verdiği yanıtlar şu şekilde;

Türkiye tarihine geçen bir hukuk süreci sonrasında kurultay düzenlendi. Bu aşamaya siz nasıl bir anlam veriyorsunuz?

"Bizim verdiğimiz bu demokrasi mücadelesi Türkiye’de bir şeyi ortaya koydu. Her gelen siyasi parti diyor ki, 'Biz Türkiye’ye demokrasi getireceğiz' Vaatleri arasında nasıl aş, iş, eğitim sağlık varsa bir de demokrasi var. İyi, güzel herkes demokrasi vaat ediyor ama Türkiye’ye demokrasi getireceğiz vaadinde bulunanların kendi evlerine, kendi oturdukları mekâna, yani siyasi partilere demokrasinin ‘d’sinin bile uğramadığını görüyoruz. Aslında bu süreçte ilginç tespitlerimiz oldu. Türkiye’deki demokrasi sorunumuzun temelinde siyasi partilerin içerisine demokrasinin nüfuz edememesi yatıyor. Tek adam zihniyeti… Düşünün bir genel başkan seçiyorsunuz, her şeyin tek hâkimi. Kimin milletvekili olacağına, kimin belediye başkanı olacağına, kimin üye olacağına, kimin ihraç edileceğine kadar her şeye o karar veriyor. Bu sadece bizde değil neredeyse tüm siyasi partilerde böyle. Böyle bir iklimde yetişen bir siyasi parti lideri Cumhurbaşkanı olduğunda diyor ki, “Ben her şeye hükmetmeliyim. Başkan olmalıyım.” İşte aslında bütün meselenin özü bizim verdiğimiz o mücadelede yatıyor. Siyasi partiler kanunundan kaynaklanıyor bu durum. Türkiye’de her kanuna dokunuldu ama siyasi partiler kanununa bir türlü dokunulmuyor. Bu lider diktasını, lider sultasını etkileyecek yapıya dokunulmuyor. Hele ki MHP gibi lider ağırlıklı bir parti, yetersiz bir kanunla bir araya geldiğinde inanılmaz bir yetki toplanması ortaya çıkıyor."

Ne zaman başladı sizce MHP’de bu söz ettiğiniz gidişat?

"Milliyetçi Hareket Partisi’nde Sayın Bahçeli’nin özellikle 2002 sonrasında daha az istişare eder hale geldiğini gördük. 2011 aise yrı bir dönüm noktasıdır. 2011’de Milliyetçi Hareket Partisi’ne yapılan operasyonlar da bir travma oldu. Bunlar Sayın Genel Başkan’ın dönüm noktaları olarak ifade edilebilir. Ve geldik 2012 sonrasına. 2014 seçimleri ve 2015 seçimleri yaşandı. AKP son yıllarda iyice baskın hale geldi. Önce Ergenekon operasyonları, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan operasyonlar, sonra Cemaat operasyonları yapıldı.  Bütün bunlara baktığınızda MHP’nin daha içine kapanır bir noktaya geldiğini, AKP’nin de özgür bir siyaset sahası yakaladığını görüyoruz. Türkiye’de maalesef bir iktidar sorunu var ama bir muhalefet sorunu da var. AKP çok başarılı olduğu için tek başına iktidar değil, muhalefet yetersiz olduğu için AKP iktidarını devam ettiriyor. AKP iktidarının sonu dinamik bir muhalefetle kısa sürede gelir."

Tekrar kurultaya dönersek delege sayısı konusunda bir karmaşa yaşandı ama delege geldi Ankara’ya. Delegenin bir pozisyon aldığını gördük. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Bireysel bazda delegeye çok baskı yapıldı. MHP delegeleri gelmesin diye o meşhur ikna odaları var ya, onlar kuruldu. Buna rağmen MHP delegeleri geldi. Hatta bir kısım delegelerin ihtiyaçları karşılanacak şekilde, bir takım tekliflerde sunuldu lokalde. Yani bildiğiniz para teklif edildi bazı delegelere gidilmemesi için, lokalde. Buna rağmen noter tasdikli 656 delege geldi. Benim orada gördüğüm geri dönen, yoğunluktan notere uğramadan girenler oldu. Normalde o gün 700’ün üzerinde delege vardı Ankara’da. Delege artık değişim istiyor, bu kaçınılmaz. “200’den fazla imza toplayamazlar” deniyordu, 548 imza topladık. “Delege Ankara’ya gelmez” deniyordu. Yeterince delege geldi. Sayın Genel Başkan da gördü artık, bunun kaçışı yok, bizi de şaşırtan bir karar verdi. 10 Temmuz’da kurultay kararı aldı. Bu seçimli kurultay kararından sonra artık yapacak tek bir şey var, seçime gitmek. O gün orada yaşananları tartışma konusu yapmanın artık hiçbir manası yok."

Adaylar arasındaki görüş ayrılığı 19 Haziran sabahı kurultay salonunda da sürdü.
 
[[Al Jazeera-Zahidin Köşüş)]

"Tarafsız bir aday üzerinde anlaşalım istedik"

Spekülasyon için değil ama bu muhalefet hareketi başlarken delegeye güven vermek için diğer adaylarla seçimli kurultaya kadar birlikte hareket etme kararı almıştınız. Hatta seçimli kurultayda ikinci turda az oy alan adayın diğerleri lehine çekileceği de belirtilmişti. Bozuldu mu bu güç birliği? Öyle göründü kurultayda…

"İlk baştan beri üzerinde durduğumuz konu, delegeye güven verecek birlik ve beraberlik içinde olmaktı. Şahsen ben bunun için azami gayreti gösterdim. Bu süreci ilk başlatan, çoban ateşini yakan benim. Hem de 7 Haziran akşamı yaptım bunu. Çünkü gidişatın kötü olduğu 7 Haziran akşamı belliydi. 1 Kasım seçimleri sonrasında aday gösterilmeyip aday olan ben değilim. Ben MHP’nin mevcut durumunu, yönetim anlayışını kabul etmediğimi söyledim. Adaylık müracaatında bulunmadım 7 Haziran’da. Dolayısıyla o gün bu kapıyı ben açtım, biz açtık. Bundan sonra bizim açtığımız kapıdan diğer adaylar da geldi. Bizim dediğimiz, “Birlikte görüntü verelim. Çünkü bu bireysel davranışlarla sekteye uğratılmayacak önemli bir davadır. Kişisel egolarla sürece zarar vermeyelim.” diye sürekli telkinde bulundum. Yaşı en genç olan benim ama iddia ediyorum, en toparlayıcı olan da ben oldum. Geldiğimiz noktada 15 Mayıs’ta selden kütük kapma anlayışı ortaya çıktı, biz bunu reddettik. Ortak hareket edilmesi dışındaki hareketleri doğru bulmadığımızı, mutabakata uymak gerektiğini söyledik. En başından beri mutabakatla geliniyorsa biz divan başkanlığını da mutabakatla seçmemiz gerektiği kanaatindeydik. Ancak Divan Başkan adayı benim, Koray Aydın Bey’in, Ümit Özdağ Bey’in ve hukukçuların olduğu bir ortamda dedi ki, “Divan Başkan adayı benim ve bu konu tartışmaya açık değil” . Bu benim açımdan kabul edilebilir değil. Biz 19 senedir bu tür dayatmalara, “Şunu aday yaptım, şunu ihraç ettim” anlayışına karşı çıktık. Ben şahsen partinin başarısızlığı ile beraber yönetim anlayışına, bu tekçi zihniyete itiraz ederken şimdi karşımızda böyle bir anlayış ortaya çıkınca bunu aşmaya çalıştık. Daha tarafsız bir aday üzerinde anlaşalım istedik."

Dervişoğlu Meral Hanım’a yakın bir isim…

"Yakın değil direk kadrosu, ikinci adamı konumunda. Sabaha kadar toplantı yaptık. Uzlaşma arayışımız kabul görmeyince ben kendi adayımı çıkardım. Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu’nu aday gösterdim. Ve salonda 15 dakika içinde 172 imza topladık. Biz imza toplarken “Bu rahmetli Ali Güngör’ün iade-i itibarı içindir. Bu hazirun listesidir. Ortak adaydır” demedik. Delegenin sabrı daha fazla zorlanmasın diye uzlaşma arayışına gittik ama o gün orada bir yarış olsaydı Sayın Türkoğlu oradan divan başkanı olarak çıkardı."

Bu nasıl bir mesaj olurdu delegeye?

"Niye vazgeçtik onu söyleyeyim. İçeride hem Koray Bey, hem de Ümit Bey, hem de Meral Hanım bana rica ettiler. Biz de Meral Hanım’a dedik ki, “O zaman biz üç divan üyesini vereceğiz” dedik. Öyle de oldu."

Yani güç birliği bozuldu…

"Güç birliği tüzük kurultayı yapıncaya kadardı. O da yapıldı. Orada biz kurultayı yaparken hukukçularımız toplantılar yaptı. Bu toplantılarda o gün oraya getirilen maddelerin hiç biri yoktu. Biz ortak önerge komisyonu oluşturduk, bunların yaptığı çalışmalar kaldı bir tarafta. Ben orada okunan tüzük değişikliklerini ilk defa duydum. Şaşırdık ve doğru da bulmadık."

Ne düşündünüz ilk anda?

"O kadar detaylı tüzük değişikliğine ihtiyaç yok. Çünkü alelacele hazırlanmış ve içinde şikâyet konusu olan noktalar da var. Biz seçimli kurultay tehlikeye girsin istemiyoruz. Bizim hedefimiz belli. 63. Maddenin 4’üncü bendini değiştirmek ve olağanüstü kurultayı seçimli hale getirmek. Bunu başardıktan sonra yapılması gereken iş seçime gitmektir. Onun dışında birçok tüzük değişikliği yapmak, bir komisyon kurmak, oraya isimler tayin etmek ayrı bir şey. Tüzük komisyonu kuruluyor, bizden isim istenmiyor. Bir sonraki kurultayın komisyonu kuruluyor, yine isim soran yok. Şimdi biz de doğal olarak itiraz ediyoruz. Beraber hareket ettiğimiz arkadaşlarımız eğer daha yolun başında böyle yapacaklarsa o zaman mevcut yönetimden ne farkları olacak?"

Neden böyle yapıyorlar sizce? Daha güçlü oldukları için mi?

"Bilemiyorum, kendilerine sormak lazım. Siyasetteki en tehlikeli şeylerden birisi kendine güç vehmetmek ve kendine vehmedilen güçten zehirlenmektir."

Toplumda basında Meral Akşener rüzgârı daha kuvvetli esiyormuş gibi görünüyor. Siz kendinizi geride kalmış hissediyor musunuz?

"Hayır, hissetmiyorum. Bu bizim siyasal tercihimiz. Biz kampanyamızı halk üzerinden yürütmüyoruz. Çünkü Genel Başkanları halk seçmiyor, delege seçiyor. Biz delegeler ve teşkilatlar üzerinden kampanya yürütüyoruz. Bizim seçim stratejimiz daha farklı. Biz açık hava alanlarında mitingler yapılmasını doğru bulmuyoruz. Bize göre daha delege bazlı, daha istişari, toplantılar daha kıymetlidir. Halka konuştuğunuz zaman bunun daha önceki siyasetçilerden bir farkı olmuyor. Biz istişare eksikliğinden rahatsızız. Miting yaptığınızda istişare yapamıyorsunuz. Biz teşkilatlarımızı salon toplantılarına davet ediyoruz, ardından da delegelerimizle istişare yapıyoruz. Dolayısıyla kamuoyu önünde önde gözükmek bazen avantaj olsa da bazen dezavantaj olabiliyor."

Bu yarış Genel Merkez’e karşı başlamıştı ama şimdi muhalefet olarak tanımladığımız bu cephe biraz kendi içinde de yarışmaya başladı…

"Hayır. Şu an Genel Başkan da aday, ben de adayım, diğer arkadaşlar da aday. Farklı ekipler, farklı insanlarız."

Genel Merkez hukuki mücadeleye devam edecek gibi görünüyor. Hem kurultay sonrası oluşturulan heyet hem de Genel Merkez kurultayı düzenlemek için Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na başvuruda bulundu. Hukuki süreç devam edecek gibi görünüyor…

"İşte zaten bizim en büyük endişemiz de buydu. O sebeple bu kadar detaylı işlere gerek yok dedi."

Sizin endişeniz nedir tam olarak? Kurultayın olmaması mı?

"Maalesef Türkiye’de o kadar hevesli Gemerek hâkimi var ki. Siyasete müdahale etmeye hevesli çok Gemerek hâkimi var. Bu Gemerek hâkimi sözü de literatüre girdi bu arada. İleride hukuk öğrencilerine okutulacak bu Gemerek vakası. Bu işi çetrefilli hale getirip daha fazla Gemerek hâkimlerine fırsat verilmemeliydi. Bu sade, anlaşılır, hedeflenen şey yapılıp, ondan sonra 10 Temmuz’da Genel Merkez’in yapacağı kurultaya katılmak lazımdı. Bizim kurumsal kimliğimiz burada dururken, hali hazırda bir Genel Başkan varken, O’nu by-pass edip kurultayı düzenleyecek bir komisyon atamayı doğru bulmuyorum ben. Biz bu partinin kurumsal kimliğine zarar veremeyiz. Bu partiye Genel Başkanlık iddiasında olan bizler, bir enkaz devralmak değil bu partinin birliğini, bütünlüğünü koruyarak ileriye doğru ok gibi fırlamak istiyoruz. Ama partiyi iki başlı bir noktaya getirecek, kurultayı kim düzenleyecek tartışmalarına girip partiyi bölecek, zayıflatacak noktalara getirecek işlerden uzak durmak lazım. 10 Temmuz kurultayını net olarak Genel Merkez düzenlemelidir. Genel Merkez orada dururken komisyonla kurultay düzenlenmez. Ama Genel Merkez de bunu yaparken aklıselim ile hareket etmelidir. Herkesi kucaklayarak yapmalıdır. Böyle Demokles’in kılıcı gibi ihraç mangasını karşımıza dikmemelidir. Herkese eşit şartları sağlayıp, yarışmaya girilmelidir. Ülkücüler, orada en doğru kararı verecektir."

Bu güç birliği içinde seçime gelindiğinde muhalif adayların birbiri lehine çekilmesi de söz konusuydu. Bu fikriniz değişti mi? Yani önde giderse Meral Akşener lehine çekilir misiniz?

"Meral Akşener ile bu konuyu hiç yapmadık. Geçenlerde bir röportajda gördüm ve üzüldüm. Biz hiçbir zaman kendisiyle “Şu önde giderse şu şuna dâhil olur” diye konuşmamışızdır. Zaten süreç içerisinde en az konuştuğumuz, istişarede bulunduğumuz kişi maalesef Sayın Akşener. Diğer arkadaşlarımızla bu konuları konuşuyoruz ama Meral Hanım ile değil."

Yapar mısınız bunu? Israrla soruyorum çünkü Akşener ile düştüğünüz görüş ayrılığı sonrasında diğer adayların gerekirse Genel Başkan lehine çekilebileceği yönünde bir tartışma var…

"Ben iddialı, güçlü bir adayım. Şunun, bunun lehine çekilme gibi bir gündemim yok. Ama diğer arkadaşlarımızdan veya Genel Merkezimizden bizim lehimize çekilme olursa memnuniyetle karşılarız. Biz bu yarışta iddialıyız ve kazanacağız diyoruz."

Oktay Vural’ın da istifasıyla başka beklentiler de konuşulmaya başlandı. Ne bekliyorsunuz?

"Sayın Genel Başkanımız, “Sürprizler olacak” dedi. İşte birinci sürpriz Oktay Vural. Başka arkadaşların da ismi geçiyor ama şimdi söylemek doğru olmaz. Ben ciddi kopmalar olmasını bekliyorum. Diyaloglarımızın olduğu arkadaşlarımız var. Dolayısıyla bu meseleye de bir taraf gibi bakmamak lazım. Bu bir yarış. Herkesin de bir şahsiyeti var. Herkes bunun bir yerinde olacaktır."

Kaynak: Al Jazeera

YORUM YAZ
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X